in

“Yaparak Yıkmak” – Kare , Yuvarlak ve Zaha Hadid Üzerine

Tablolar dünyayı şekillendirebilir miydi ?

Kat kat beton yığınlarının devamında soyutlamalar gözle görülür kalır mıydı ?

Biraz daha sorgulamak adına bu yazı , Zaha ve geride bıraktıkları hakkında.

  Denemeler, çizimler ve sorgulamalar üzerine geçen yıllar, bir tuvalin üzerindeki geometrik şekillerle harmanlandığında çıkan enfes sonuçlar aslında Zaha Hadid’i bir mimardan fazlası yapıyor. Zaha yüzyılımızın star mimarı, aslında hepimizin aşina olduğu pek çok yapıyı ayrıntısına kadar kurgulayan kişi. Pritzker ödülü sahibi ilk kadın mimar (2004), Forbes dergisinin “Dünyanın En Güçlü 100 Kadını” listesinde 69. Sırada. Süprematist tabloları dünya tuvaline çizen bir dekonstrüktivist. Aynı zamanda matematikçi. Kendisine alanında uzman biri demek işte tam bu sebeplerden ve daha fazlasından yetmiyor.

  Bu zar zor sığdırılan özetin üzerinden geçecek olursak önce süprematizme değinmek gerektiğini düşünüyorum.

  Zira süprematizm Bauhaus’tan beri mimarları etkileyen, mimarlık eğitimini değiştiren bir olgu. Ayağımızın değdiği her modern yapıda biraz da olsa izi var anlayacağınız.

  Süprematizm, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışı. Malevich 1913’te sanatı objeye bağlı görüşten kurtarmaya çalıştı . Malevich, soyut resimde bulunan bütün ekspresyonist ve hikâyeci öğelerin ortadan kaldırılmasını ve mutlak saf biçimlerin, basit uyumların kurulmasında kullanılmasını önermekte.

  Yani süprematizm aslında objelerle ve serbest çağrışımlarla dolu bir kalabalıktan saf, basit ve indirgenmiş geometrilere bir övgü. “Belki de yeryüzü ile ay arasında inşa edilecek”* her şeyi bu ritimler ve uyumlar çerçevesinde anlamlandırarak tasarlamaya yönelik bir akım. Belirtmem gerekir ki “inşa” kelimesini binalarla sıradanlaştırmak yakışık almaz zira inşa bir taş ve bir çekiçten fazlasıdır. “Kendini Yontan Adam” ‘ ı hatırladınız mı? Peki perspektifimizi bu yönde değiştirseydik süprematizm mutlak saf ve indirgenmiş olan her şeyi savunan bir felsefe akımına dönüşebilir miydi? Basit uyumların hikayeci olanı tüketebildiğini savunabilir miyiz?

  Öyleyse Zaha’ya geri dönelim. Süprematizm’den etkilenerek tasarladığı her şey aslında bugünün mimarisinde kendi kategorisini oluşturmuş durumda. “Bu binalar uzaydan fırlamış gibi” diyecekleri duyar gibiyim. Bu noktada süprematizmin fütürizmden etkilenen bir akım olduğunu belirtmek gerekir diye düşünüyorum ancak bu sefer fütürizm derken bu soyutlamalardan çıkan gerçeklikten bahsediyorum, ütopik–distopik kurgulardan değil. Bir “Siyah Kare” nin ardından şekillenen kent
izlerinden.

  Bir kare, bir yuvarlak, birkaç köşeyi bir araya getirerek bizi belki de sınırsızlığa yaklaştıran süprematist akım işte Zaha Hadid’in hayatında böyle bir yer edinmiş. Asıl söz konusu olan dünyanın en büyük atriumundan, bir uçurumun kenarında uzanan konsola, eğimli çatılara kadar bir çok eşsiz eserle aslında fikirlerine olan tüm ön yargıyı “yaparak yıkan” bir mimar olması.

  Mimarlıkta onu en çok etkileyen şey sorulduğunda hiç tereddüt etmeden cevap vermiş: “Bir mekânı yaratmak kadar güzel bir şey olamaz.”

  Saygıyla anıyoruz.

avatar

Yazar Asena Karadağı

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğrencisi

blank

Hangi “Fleabag” Karakterisin?

blank

Şov Bizinıs ve Düşmanları